19 Eylül 2010 Pazar

Sonsuz Aşk Nehri





       Az önce televizyonda bir takım seri cinayetlerden dolayı aranan bir iş adamının cesedinin nehirden çıkarıldığını izledim.Devamında adamın neden ve nasıl öldürüldüğü açıklandı.Hayretler içerisinde kaldım demek ki dünyada böyle delicesine seven insanlarda varmış aşk için öldüren aşk için ölen..

           Neden ?

       Seri cinayetler işleyen bu adam o günden sonra "Sonsuz Aşık" adını takmışlardı.Öldürdüğü kadınların hepsine aşık olduğu söyleniyordu.Ama aşkında bir sorun varmış anlaşılan.İşlediği cinayetler arasında belli bir süre yoktu.Bir kadınla belli bir süre aşk yaşıyor sonra bundan sıkılınca başka bir aşka geçiyordu.Buradan da anlaşılacağı üzere katilin kadınlara değil "aşk" a aşık olduğuydu.Ama bu sıkılma dönemi cinayetten sonraları başlıyordu.Aşık olduğu kadınla bir süre güzelce vakit geciriyordu.Bu süre en çok üçüncü cinayetinde uzun sürdü.Zira ikinci cinayetinden iki ay sonra son aşkı ölü olarak bulundu.Diğer aşk süreleri daha doğrusu cinayet arasında ki süreler 2 hafta ile 6 hafta arasında değişiyordu.

       Öldürme sebebi ise, yaşadığı aşktan sıkılmadan önce, yaşadığı aşka sonsuz sadakatini göstermek için aşkını ölümsüzleştiriyordu.Er yada geç kadına olan aşkından sıkılacağını biliyordu.Ama aşka olan aşkını da kaybetmek istemiyordu.Cinayetleri işlerken hala onlara aşık olduğunu biliyordu.Bu işleri onun için daha da zorlaştırıyordu.Yaptıklarından pişmanlık da duyuyordu fakat bu bu pişmanlık fazla uzun sürmüyordu.Sıkılma dönemine girdiğinde birkaç kadınla beraber olarak hem pişmanlığından kurtuluyordu hem de kadınlarla aşk dışında başka sebeplerden dolayı da zaman geçirebiliyordu.

       Hayatın üç dönem içerisinde yaşıyordu.Eski aşk,sıkılma ve yeni aşk..Kadınlara olan aşkından birgün sıkılacağını biliyordu.Buna daha önce iki kez şahit olmuştu.Ve o iki kötü aşk deneyimindeki iki kadın da, aşıkları arasında kalan üç kişiden ikisiydi.Aynı zamanda bu üç dönem de uyması gereken iki de kural vardı kendince.Birincisi, "aşka aşık olduğunu  ve eski aşkın yerini her zaman yeni bir aşk alacağını unutmayacaksın." Birinci kuralına son aşkı dışında bütün bütün aşıklarında uydu.İkinci kuralı ise, "sıkılma dönemlerini kısa tutup hiçbir sevgi göstermeksizin kadınlarla zaman geçir ve keyfini çıkar." Bu kurala her zaman uydu ve bundan büyük bir zevk duydu..

           Nasıl ?

       En uzun aşkının 2 ay dolaylarında sürdüğünü söylemiştim.En çok zorlandığı cinayette oydu aynı zamanda.Karşılıklı birliktelikleri, aşkları 2 ay sürmüş olabilirdi ama katilin bu kadına aşkı çocukluğundan beri vardı.Bu cinayet ile aynı zamanda çocukluk dönemini de öldürmüştü.Bu pişmanlıktan kurtulmak için 3 günde yaklaşık 20 kadınla beraber olmuş ve sonunda istediği huzura kavuşmuştu..

       Aşık olduğu kadınları öldürmeden önce onlara hayatlarının en güzel gecesini geçirtiyordu.Önce lüks bir lokanta da güzel bir yemek yiyerek başlıyorlardı.Daha sonra dans geliyor ve birbirlerine olan aşklarını dile getirerek mutluluğun zirvesine çıkıyorlardı.Ve o mutluluğun zirvesini yatakda sonlandırıyorlardı.Sabah olduğunda ise mutluluğun zirvesinden aşağı çığ düşüyordu.Kadın o aşkın, o mutluluğun dayanılmaz hafifliği altında son kez beyaz bir uykuya dalıyordu..

       Katil tarafında ise beyazdan çok aşkın o saf kırmızılığı vardı.Bu kırmızılık pişmanlığın başlangıcı ve aynı zamanda da aşka olan aşkına göstediği sadakatin temsilcisiydi..

       Aşka ve aşığına olan sadakat görevini tamamlamıştı bu şekilde.Sırada aşığını huzura erdirmek vardı.Bunu da nehrin berraklığından faydalanarak yapıyordu.Son kez baktığı aşkına kırmızılar içinde nehire bırakıyordu.Bu şekilde katil nehire yayılan kırmızlıkla beraber kadına olan aşkından arınıyor.Kadın ise nehirin berraklığıyla üzerinden ayrılan kırmızıyla günahlarından arınıp en son beyazlığa ulaşıyordu.

       Yazıyı yazmaya başlarken katilin neden ve nasıl öldürüldüğünü açıklayacaktım ama olmadı izin verirseniz oraya geri döneyim...

       Katilin aşıkları arasında öldürmediği üç kadın vardı.Gençlik dönemlerinde aşka değilde kadına aşık olmasından dolayı iki defa hüsrana uğramıştı.Bundan dolayı kendi hatalarını onları öldürerek telafi etmeye çalışmamıştı.Şu ana kadar öldürdüğü kadınların hepsi ona sonsuz bir aşk içerisinde hayata gözlerini yummuşlardı.Mutluluğun zirvesinde bütün sevgilerini katile vermişlerdi.Anlayacağınız katil sevilen bir kişiydi her zaman..

       Hayatta kalan son kişi ise onun son aşkıydı.Lüks bir lokanta, yemek, dans, aşklarının dile gelmesi, mutluluğun zirvesi..Ama çığ düşmemişti.Gençliğinde yağtığı iki kez yaptığı hatayı tekrardan yapmıştı.Kadına aşık olmuştu..Tüm mutluluğunu sonsuz aşkını ona adamıştı.Kadına o kadar aşıktı ki tüm hayatını, yaşadıklarını, aşklarını, mutluluklarını bir kenara atıvermişti.Kadına olan aşkını göstermek için hayatını tüm ayrıntılarıyla anlattı.Yaşadığı aşkları, cinayetleri ve pişmanlıkları.Anlatımını bitirdikten sonra da kadından son istediğini yerine getirmesini istedi.Kadından kendisine sonsuz aşkı göstermesini istedi.Yani tüm yaşantısından, aşklarından pişmanlıklarından, günahlarından arınarak sadece kadına olan sonsuz aşkını..

       Umarım katilin neden ve nasıl öldürüldüğünü anlamışsınızdır.Benim için zor olmadı.Öldürdüğüm adam bir katil değildi.Sonsuz aşk yaratıcısydı.Öldürdüğü aşıklarına sonsuz aşkı vaat ediyordu.Hangimiz sonsuz bir aşkı istemedik ki ? Evet ben onun son aşkıydım.Onun diğer aşklarına gösterdiği aşkı bende ona göstedim.Sonsuz bir aşk içerisinde gözlerini yummasını sağladım.Onu nehre bıraktığımda nehir onun sonsuz aşkından kırmızıya döndü.Bir kez daha onun sonsuz aşkının sonsuzluğuna şahit oldum...

       Bir gün sizde aşık olduğunuzda, sonsuz aşkı anlamak için aşığınızın gözlerinin içine bakın ve sonsuz aşk nehrini gördüğünüzde tüm bu olanları anlayacağınızı düşünüuyorum..

       Dünya bir katili değil, sonsuz aşk yaratıcısını kaybetti.. 

4 Eylül 2010 Cumartesi

Kitap Okumama Yalanları

    -ABD'de 16.000 kütüphane var.İngiltere'de 3508 kişiye, Belçika'da 4253 kişiye bir kütüphane düşüyor.Ülkemizde ise 95 kişiye bir kahvehane düşerken, 65.000 kişiye ise bir kütüphane düşüyor..

    -Rusya da kişi başına 18 kitap düşerken, Türkiye de 1000 kişiye 7 kitap düşüyor!

    -Türkiye'de her 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.

    -Japonya'da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye'de sadece 23 milyon.

    -Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada.

     -Japonya'da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa'da 7. Türkiye'de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.


       Bu kadar istatistikleri "yüksek" bir ülkede yaşadığımza göre okumamak için nedenlerimiz olması lazım."Okumuyorsak nedeni var be abi." demi ? O nedenleri insan hep merak eder.Şunlara neden demeyelim artık "yalan" diyelim kurtulalım..İnsan yaratılışından beri hep yalanlar içinde büyümüştür.Kitap konusuna gelince yalan söylemek de onun en doğal hakkıdır değil mi.İşte size kitap okumamama nedenlerimiz  pardon kitap okumama üzerine söylediğimiz "pembe" yalanlarımız :


    5-Kitap Beni Bozuyor, Hasta Ediyor, Başımı Ağrıtıyor..




       Kuruntu bir yalandır.Sırf yalan söylemek içinde yalan söylenilmez ki.Hayır yani bir kitap insanı nasıl hasta eder nasıl yorar..Hiç okumayan bir insan direk olarak yüklenirse doğaldır başının gözlerinin ağırması.Herşeyin bir üslübu var.Vaktinin belli bir kısmını ayırarak yavaştan başla okumaya peşinden atlı koşturmuyor yavaş yavaş oku zamanla daha çok okursun ancak o şekilde bünyen kaldırır.Bu yalana anca bu kadar antitez oluşturabilirm.Zaten bu yalanı söyleyen kendisi bile inanmamıştır yalanına..

    4-O Kadar Para Veremem..





       En samimi bulduğum yalandır.Hak veririm bu yalana ama tam anlamıyla değil.Türkiye de kitap fiyatları ciddi manada yüksek bence bunda okuyan kesimin fazla olmaması  ve sürümden kazanılmayacağı için böyle yüksek fiyatlar karşımıza çıkmaktadır.Sonra da "korsan piyasası canlılığını koruyor.." diye haber yaparlar.Kusura bakmayın korsana teşvik etmek istemem ama piyasa onu gösteriyor.Okuyan yok doğal olarak da kitap basan yok.Söz gelimi Japonya da basılan kitap sayısı ile Türkiye de basılan kitap sayısı korsanın nedenlerinden birini açık bir şekilde gösteriyor.Korsanın engellenmesi hem okuyucu sayısının artmasıyla hemde okuyucu sayısının artmasına mütabık basılan kitap sayısının artmasıyla olur ancak.Umarım olur..

       Samimi bulmadığım tarafı ise illa kitaplara para vermene gerek yok.Kütüphane diye birşey var.Bu tezime karşılık "Türkiye kütüphaneleri ne kadar geniş ve güncel ki oraları kaynak olarak gösteriyorsun.." diyebilirsin buna da bir nebze hak veririrm ama kütüphaneler bir miheng taşıdır.İstediğin her kitabı bulamayabilirsin ama bir yerden başlaman lazım okumaya..Kütüphanelerde yüzlerce kitap var birisinden başla okumaya zahmet olmazsa.Sonraları göreceksin ki kitaplara verilen paranın ne derece doğru olduğunu ve verdiğin paranın kitaba değdiğini göreceksin.

       Son olarak da senin hiç mi arkadaşın yok hiç mi kitap yok onlarda sor bakayım..

    3-Popüler Kültür Yalanı




       En popüler yalandır.Bu nasıl bir yalandır derseniz bu yalan, yalandan öte olarak biraz da seçicilikle alakalıdır.Son zamanlarda yüksek tirajla satılan kitaplara yöneliktir.Hayatında okuduğu kitapların sayılı olduğu kişilerin yöneldiği bir yalandır.Bunlar yemek seçer gibi kitap seçerler.Örneğin; "Ben vampir konulu kitaplardan başka kitap okumam.." Çarpılırsın iki günde yüreyemezsin valla..Hayır yani o kitapları da oku okumasına da başka kitaplarda oku seçici olma bu kadar.Acaba bu vampircilik oynayanlar Dracula yı okumuşlar mıdır yada hakkında bir bilgileri var mıdır ? Hı ?

       Hem okuduğun yazara hemde edebiyat camiasına ayıp etmiş olursun bu yalanla.Senin derdin kitap okumak değil milletten geri kalmıyayım, okuyayım da bir yerimde sivilci cıkmasından  başka birşey değildir.Oku ama kitabı okurken kaygın olmasın yoksa vampir okumuşun Cin Ali yi okumuşsun önemli değil okuduğun kıymetini bildikten sonra.Demem şu ki endorfin salgılamanında zamanı ve üslübu var..


    2-Zamanım Yok




       Hiç bir zaman değerini kaybetmeyecek bir yalan.İlk yalanlardan birisi de sayılabilir dünyada ki.

       Neye? Yemek yemeye mi ? Uyumaya mı ? Gün 24 saat hiç mi zamanın yok bütün gün boyunca ne yapıyorsun ki bu kadar önemli,  kitaba 2 dakikanı ayıramıyorsun.Ben demiyorum ki bütün gün boyunca oku.Otobüste oku etraftaki güzel kızları keseceğine.Uykundan kes güzellik uykusuna yatmanın ne anlamı var.Biraz da az yemek ye yiyorsun yiyorsun sonra "ayy ben çok kilo aldım yaa" diye ağlıyorsun.Atatürk savaş zamanlarında bile elinin altında kitap bulundururdu ve geceleri mum ışığında o kitabı okurdu! Kısacası kendi zamanından çal.Allah rahmet eylesin eski eğitimci-yazar Ekrem Sağıroğlunun çok güzel bir sözü vardır:

       "Zamanım yok, kitap okuyamıyorum" diye söylenenlere; " Her yer, her zaman ve her türlü ortam, okumaya müsaittir; okumak için hiçbir engel yoktur.Okumak için  "zamanım yok, fırsat bulamıyorum." diyen kimse, zamanı kullanmayı bilmeyen ve ömrünü boş şeylerle heder eden kimsedir."

       Bu yalanın üstüne söylenecek başka söz kalmadı düşüncesindeyim.Ekrem Sağıroğlu nokta atışı yapmış zaten..


    1-Kitap Okumayı Sevmiyorum




       En büyük yalanımız..

       Ben de bamyayı sevmiyorum ne olmuş yani.Bir kitap nesne değildir öznedir.Bir kitabı sevmeye bilirsim de bütün kitapları birden nasıl sevmiyor olabilirsin anlayamam doğrusu.Sevmediğin hoşuna gitmeyen kitabı okuma zaten bir kazancın olmaz zaman kaybın olur sadece.Bamya örneği de bunun gibidir bamyayı sevmiyor olmam bütün yemekleri de sevmiyor olacağım anlamına gelmez.Senin kitap okumaya sevmiyor olman hüsnü kuruntudan ibarettir.Bir sevmezsin iki sevmezsin bilemedin üç sevmezsin nereye kadar.Şu reklam daki gibi habere "yine mi bamya.." demeyi kes artık bir yerden başla.

       Bu yalanı söyleyenlerin ikinci bir tarafı da daha önce hiç kitap okumamış olmalarıdır.Gene bamya muhabbeti gibi."Bamyayı sevmiyorum.." "Peki daha önce hiç bamya yedin mi ?   "Hayır.." Eeee!!! Bir yemeği tatmadan sevemeyeceğin gibi bir kitabı da okumadan sevemezsin.Bir dene bakalım en sonunda seninde beğeneceğin bir yemek çıkacaktır ortaya o kadar zor olmasa gerek.Önüne konulan her yemeği yemek zorunda değilsin ama birşeyler yemek zorundasın değil mi..



Yazımı Atatürk'ün bilinen ama bir kulağımızdan girip bir kulağımızdan çıkan bir sözüyle bitirmek istiyorum...

"Hayatta en hakiki murşit ilimdir." Mustafa Kemal ATATÜRK




SİZİN YALANINIZ HANGİSİ ?

avseq01.Pazartesi Döngüsü





       Bir pazartesi sabahıydı.Kahvaltı yapmak amacıyla buzdolabını açtım.Buzdolabı boştu her zaman ki gibi..Bugümde kahvaltı yapmıyayım dedim.Her zaman ki gibi..Kapıyı açıp gazetemi aldım ve biraz keyif çatmak için kendimi koltüğa attım.Bir süre gazeteyi kolaçan ettim.Gene ülkede bir kaos yaşanıyordu.Her zaman ki gibi..Hayat hep bu kadar sıkıcı olmak zorunda mıydı..Nerede hata yapmıştım acaba.Kendi kendime konuşurken bir ses :

    - "Hey ne yapıyorsun.."
    - "İyiyim sağol sen ne yapıyorsun.."
    - "Bugün pazartesi.."
    - "Ee ne olmuş yani pazartesi ise.."
    - "İşe gitmen gerekmiyor mu .."

       O anda taşlar yerine oturdu.Bugün cidden pazartesi ve benim işe gitmem gerekiyordu.Sese teşekkür edip evden çıktım..

       Yokuş aşağı inerken bir kadın dikkatimi çekti.Arabasına biniyordu.Tam kapıyı kapatırken bana küçük bir göz kırpması gönderdi.O anda içim bir hoş oldu ferahladı.Her zaman ki gibi..İşim fazla uzakta değildi.Şu ileri deki köşeyi dönünce soldan beşinci binadaydı..

    - "Kaçıncı.." Ses gene ani bir şekilde karşıma çıkmıştı..
    - "Beşinci.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Dördüncü.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Üçüncü.."
    - "Kaçıncı.."
    - "İkinci.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Bu sefer eminim uzatmayalım soldan birinci bina benim iş yerim işte.."

       Sola döndün mü ilk bina benim iş yerimdi.İyi de soldan ilk bina bir genel evdi.Benim genelev de ne işim olabilirdi.Genelevin sahibi olabilir miydim acaba.İçeri girsem mi girmesem mi derken ses gülmeye başladı her zaman ki gibi..Tam o anda beni bir düşünce aldı.Her zaman ki gibi..Ben evden niye çıkmıştım.İşe gitmek için.Peki o kadın kimdi.Kadın kadın kadın kadın..Kadını boşver şimdi konuya odaklan.Buldum..İşe gitmek için çıkmıştım.İyi de ulan benim bir işim yoktu ki ne bokuma evden çıkmıştım..

       Ses beni gene kandırmıştı.Sap gibi genelevin önünde kalakaldım.Her zaman ki gibi..Biraz ucuz kaçıcak ama tam anlamıyla çamura saplanmıştım.Her zaman ki gibi..

       İyi de o kadın kimdi..
 
spongebook Copyright © 2010, Template is White Clean Magazine.