30 Temmuz 2010 Cuma

Kanlı Günlük..S01E02

                Öhöm öhööömmm...


       Uyan artık zahmet olmazsa kaç saattir uyuyorsun.Çok güzel uyuyordun kıyamadım uyandırmaya ama kusura bakma da saat de on ikiyi geçti daha kahvaltı yapıcaz.Arkadaşım uykucu değil senin gibi hem de onun alması gereken ilaçlar var.Bana öyle ters ters bakma haksızmışım gibi...

       Hey ağzıma sıçayım burada dura dura bende deli olmaya başladım  yaptığım işe bak  oturmuş defterle konuşuyorum.Birisi görmüş olsa ne yaparım acaba.Görende defterle ciddi bir aşk içinde olduğumu sanacak öyle bir konuşuyorum ki kırk yıllık hayat arkadaşım sanki.Neyse bugün güzel birgün moralimi bozamam bir defter için normal samimiyetimizle abartmadan devam edelim..


       Bugünün güzelliği arkaşımın hastalığında iyileşme görülmüş olması ama doktorlar pek sevinmeyin diyor o kadar büyütülecek birşey değilmiş.Ne demezsin ben ne zamandır bu anı bekliyordum.Arkadaşımla uzun bir beraberliğimiz var onun bu durumlara düşmesi beni de etkiledi.Yaklaşık 14 yıldır aynı evi paylaşıyoruzduk. Üniversiteden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Ne zaman ki o telefon çalıp bizi bu duruma düşürüne kadar..

       Herşeyin bir başlangıcı bir de sonu vardır.Bu başlangıç ve son kelebek için bir gündür.Bizim için ise 14 yıldı.O telefon çaldığında ve görüşme tamamlandığında o herşeyiyle mükemmel yaşadığımız 14 yıl artık geride kalmıştı.Herşeyi önceden planlamıştık eğer o telefon birgün çalarsa yaşadığımız bütün herşeyi bırakıp yeni bir hayata başlayacaktık.Ama o telefonun çalacağını hiçbir zaman düşünmemiştik. Çalmayacağını umut ediyorduk yaşadığımızı herşeyi bir kenara atmamızda kolay sayılabilir birşey değildi kabullenemiyorduk.Çok iyi hatırlıyorum bir pazar sabahı daha güneş yeni doğuyordu.Ben onun uyuyuşunu seyrediyordum bunu farkedip rahatsız olmuş olmalı ki bir anda uyanıp;

     - Günaydın.. dedi.

       O "Günaydın" değişini son kez o gün söylemişti bir daha da söylemedi.Yatakdan kalktıktan sonra kahvaltı için mutfağa gidip "son" kahvaltımızı hazırlamaya koyulduk.Sanki bu son kahvaltımız olacakmış duygusuna kapıldım bir ara ama bunu ona söylemedim saçmalıyordum çünkü.Kahvaltı için masaya oturduk.Kahvaltılarımız çoğunlukla sessiz geçerdi.Kahvaltı da konuşmayı pek sevmezdik kahvaltının ruhunu kaçıracağımızı düşünürdük.Ama o kahvaltı pek sessiz geçmedi..

       Telefon çalıyordu çalıyordu çalıyordu..Susmasını bekledik..Hala çalıyordu..Her telefon çalışında bizde sayıyorduk bu şekilde telefondan kopmaya çalışıyorduk.Ama lanet olası telefon hala çalmaya devam ediyordu çalıyordu çalıyordu çalıyordu...

       En sonunda birşeyin farkına vardım.Otuzyedi otuzsekiz ve otuzdokuz..Telefon susmuştu artık gözlerimi açabilirdim kıyamet gerçekleşmemişti telefon susmuştu bu da herşeyin bir sonu olmadığını gösteriyordu.Birileri yanılmıştı belki bir kelebek için ömrünün sonu olabilirdi ama bizim için değildi.Gözlerim açtım..

       Ve o an farkettim ki o yanılanlarda birisi bendim.Karşımda ki sandalye boştu.Orada "o" olmalıydı ama boştu.Mutfak da bile değildi...


     -ALO..


       Herşey bittiğini farkettim..Halbuki o otuzdokuz deyişimdeki gözlerim deki mutluluk görülmeye değerdi . "O" yapamamıştı telefonu açmıştı kendisine engel olamamıştı...


Hayat kısacık..
Biraz hayal,
Biraz sevgi,
Derken merhaba..

Hayat boşuna..
Biraz ızdırap,
Biraz umut,
Sonra ELVADA..

29 Temmuz 2010 Perşembe

Kitap Aşkı...S01E01

      
       Atatürk'ün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada, Atatürk'le Vasıf Çınar arasında geçen bir konuşmayı anlatırken; O'ndaki okuma alışkanlığının çocuk yaşlarında kazanıldığını da belirler: Boş zamanlarında Atatürk'ün elinden tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar'ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk'e şöyle dediğini duydum:

     -Paşam!.. Tarihle uğraşıp kafanı yorma... 19 Mayıs'ta kitap okuyarak mı Samsun'a çıktın?
      
       Atatürk, Vasıf Çınar'ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:
    
     - Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım..


       Atatürk ün bu sözüyle başlamak istiyorum yazıma.Atatürk direk olarak Cumhuriyetin oluşmasını ve bir "Atatürk" ümüzün olmasını kitaplara borçlu olduğunu onlara sahip olmasaydı ne Türkiye Cumhuriyetinin ne de kendisinin olabileceğini dile getirmiştir.Atatürk birçok sözünde bir ülkedeki kalkımanın ancak eğitimle olacağını dile getirmiş ve hayatında kitaplara çok önem vermiştir.Öyle ki her gittiği yerde öncelikle o bölgede bir kütüphane olup olmadığını sorardı. "Hayatta en hakiki murşit ilimdir." sözüyle bu ideolojisini açık bir şekilde göstermiştir.

       Atatürk ün bu okuma alışkanlığı sadece çocukluğuyla sınırlı kalmamış hayatı boyunca devam etmiştir.Atatürk ün her zaman yanında okumak için kitapları bulunurdu.Öyle ki okumaya cephede bile devam ederdi :

       Çanakkale savaşının en şiddetli zamanında kendisini ziyarete gelen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürk'ün odasını tasvir ederken, Balzak'ın, Maupassant'ın, Boule de Suif'in ve Lavedan'ın eserlerinin masasının üstünde durduğundan bahsetmektedir. Yine Çanakkale savaşı zamanlarında Atatürk'ün, yazdığı bir mektupla arkadaşı Ömer Lütfi Bey'in eşinden bazı kitaplar istediğini görmekteyiz.

       Atatürk, Ankara'ya yerleşmesinin ardından Keçiören'deki köşkünde kütüphanesini kurmuş, fakat zamanla bu evin ihtiyaçlarını karşılayamaması karşısında yeni bir köşk yapılmıştır. Atatürk köşkü yapacak olan mimardan iki özel istekte bulunmuştur. Bunlardan biri geniş ve ferah bir yemek odası diğeri de yine geniş bir kütüphane yapmasıdır.Zaten bu yeni köşk ün yapılmasının en büyük sebeplerinden birisi de diğer köşk deki kütüphane nin küçük olması ve ihtiyaçlarını karşılayamamasıdır..

       Görüldüğü gibi Atatürk tam bir "Kitap Aşığı" idi.Ülkesinin de bu yönde ilerlemesi için elinden geleni yapmış Cumhuriyeti de eğitimin, öğretimin, kitapların, kütüphanelerin üstüne kurmuştur.Ancak Atatürk buna çalışmış ama başaramamıştır. Atatürk den sonra günümüze değin pek bir gelişme kaydedilemiştir.Biraz ağır olabilir ama şuan belki de eğitim öğretim olarak Atatürk ün bıraktığı yerdeğiz.

Buyrun Atatürk ün zamanında önem verdiği ve bizim de bu önem verdiğmiz kütaphaneler ve kitaplar:

UNESCO'nun araşıtrmasına göre ;

ABD'de 16.000 kütüphane var.
İngiltere' de 3508 kişiye,
Belçika'da 4253 kişiye bir kütüphane düşüyor.
Ülkemizde ise 95 kişiye bir kahvehane, 65.000 kişiye bir kütüphane düşüyor!


Türkiye de 962 bin kişi halk kütüphanelerine üye iken
Bu rakam İran'da 7 milyon,
Fransa'da 16 milyon,
Meksika da 39 milyondur..

Halk kütüphanelerimizde yaklaşık olarak 12 milyon kitap bulunurken diğer ülkelerde,
Bulgaristan 46 milyon,
Fransa 76 milyon,
Rusya'da ise 739 milyondur..

Rusya'da bir kişiye 18 kitap düşerken, ülkemizde 1000 kişiye 7 kitap düşmektir!!!

Varın gelin bu "Kitap Aşkımızı" sizde görün..


Kitap Aşkımız devam edicektir.Daha burada bitmedi bitmeyecek..

Bir sonraki Kitap Aşkı yazımızda görüşmek üzere..

KAYNAK

Ataturk ün kitap okuma aşkı
Unesco İstatistik

27 Temmuz 2010 Salı

Fuckyeah..

     




       Yeni yeni oluşmaya başlayan küçük çapta bir blog girdisi.Geçenlerde bir abimin  muhabbeti açması üzerine ilgimi çekmişti daha sonrasında da Sezyum un o muhabbet de yer aldığını görmek iyice o konuyla bütünleşmemi sağladı.Tek tek deniyerek adamlar acaba ne çeşit "fuckyeah.." ler oluşturuyorlar diye bakmaya başladım ilginç resimlere rastladım..Dikkatimi çekenler olmadı değil..

       Şimdi "fuckyeah" in tam anlamıyla ne olduğu konusuna değinelim.  tumblr.com sitesi üzerinden başlayan bu akım insanlara o konu hakkında oldukça çeşitlilik sunuyor. tumblr.com sitesi bir kişisel web sayfası veya şuan da kullandığımız blogger tarzı bir site.Ediğindiğim bilgilere göre 7 adet post formatı varmış yazı, fotoğraf, alıntı, link, chat,video,ses..Bildiğimiz blogger işte ama biraz daha basite indirgenmişi olarak geçiyor..İlginizi çekerse tumblr.com hakkında daha ayrıntılı bilgilere buradan ulaşabilirsinz..

       Fuckyeah muhabbeti ise tumblr.com dan alınan bir tumblelog da  fuckyeah in sonuna ilgili sözcük öbeiğini yazarak oluşturulan bir akım.Çoğunlukla ilgili konuda ki resimlerden oluşuyor.İlgili konuda ki resimlerin oraya yüklenmesiyle o konu hakkında değişik ve çok sayısada veri elimize geçiyor.Çeşitlilik açısından yardımı dokunacak bir akım bence.Gördüğüm kadarıyla o kadar büyümemiş bir yenilik ama gittikçe büyüyecekmiş gibi geliyor..

       Daha birkaç gün oluyor bu muhabbete dahil olalı ama ilginç fuckyeah lerde ilginç resimlerle tanışmaya başladım :) Bu arada kötü bir sözcük öbeği de türemiş oldu bu sayede..Bu akımın Türkiye' yi  vurmuş mudur orasını bilemem ama yakın zamanda belli başlı konuların açılması bu akımın bizde ki doğal sonuçlarını gösterecektir.Bu kültürü görünce hemen aklıma birkaç tane fuckyeah geldi onları paylaşayım ;

fuckyeahguiza
fuckyeahapachi
fucyeahyurduminsanı
fuckyeahAKP
fuckyeahCHP
fuckyeahEVET fuckyeahHAYIR (Refarandum için olasıdır.)

fuckyeahrapunzel...























fuckyeahhomosapien..


















İlginizi çekebilecek birkaç "fuckyeah"


fuckyeahhair (saçlarla ilgili)
fuckyeahlost (Lost)
fuckyeahtattoos (Dövmeler)
fuckyeahstockings (Çoraplar +18)
fuckyeahladygaga (Lady Gaga)
fuckyeah4chan (Komik Resimler)

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Ölüm Günüm Bugün Olsun..


Ömrüm boyunca tüm mutlulukları yaşadım sandım
Laleli de ki bir orospuya tüm içtenliğimle yandım
Üzerinde ki bez parçasına dünyaları saydım
Marifetmiş gibi bir de gurur yaptım

Günler geçti aylar geçti sonuç değişmedi
Üşüdüm geri gel dedim gelmedi
Ne güzel de ısıtırdın beni şimdi
Üzgünüm seninle olamam artık dedi
Motor gibi de karıydı halbuki

Bahanesi hazır benim daha iyilerine ihtiyacım var
Uğurlar olsun daha iyisini bulamazsın yar
Güzelsin ama daha çok bağar
Ütüsüz gömleklerinle beni sar
Nafile dünya daha bu iş burada bitmedi

Orospu dedim diye bana kızma
Latife ediyordum anlasana
Sevgimi anca böyle gösteriyorum kusura bakma
Unuttuğum her dakika seni, sağ elim gelir aklıma
Ne olur son bir kez daha...

25 Temmuz 2010 Pazar

Kalbim Atıyor..

Kalbim Atıyor…

Yoktun...
Gözlerim görmüyordu en mutlu günlerimde bile
Herkes yanımdaydı tüm sevgisi ile
Onlara gülümseyişim sadece bir hile
Biliyorlardı ama söylemiyorlardı bu olsa çile
Kalbim atıyordu sadece yasamak için...

Vardın...
Gözlerimi açtın bir anlık da olsa
Bu döküntü hayata bir anlam mi kattın yoksa
Sırf benim için değer miydi oysa
Sen de beni seviyormuşşun anladığım buysa
Kalbim atıyordu ama bu sefer senin için...

Varsın...
Gözlerim görmüyor senin dışındaki her şeyi
Aklim almıyor bana bakan o gözleri
İsterdim ki tüm mutlulukları seninle yasayabilmeyi
Olmasa bile son nefesimi şuan verebilmeyi
Kalbim hala atıyor sırf senin için...

Gidiyorsun...
Gözlerim yavaş yavaş kapanıyor
Kulaklarım son kez o güzel sesini duymak istiyor
Etrafımda ki hiçbir şey kıpırdamıyor
Anlıyorum ki bu hayat sensiz olmuyor
Kalbim atıyor keza ölmem için...

Yoksun...
Hayatımda ki her mutluluğu kısa tutuyorum
İkimizin mutluluğuna yaklaşmasın diye
Son iki mısrayı da sana yazıyorum beni anla diye
Gözlerim bu sefer hiç görmüyor
Ama bu sefer kalbim de atmıyor...



Kafadan 4 sene önce yazdığım bir şiir.2 tane şiir yazmışlığım vardır zaten birisi e kayıptır :)

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Kanlı Günlük..S01E01

       Nerede kalmıştık..He en son senden ayrılıyordum.Daha doğrusu kısa bir süreliğine ara vermiştik.Arkadaşımın hastalığı nedeniyle.Ama artık gerdi döndüm yazmaya devam edebilirim....      


                Sevgili Günlük;

       Bugün sıcak bir gün, dokunduğum her şey sıcaktan erimiş durumda sen hariç ama sen hep bana karşı soğuk davrandın zaten sadece beni dinlemekle yetiniyorsun o kadar. Neyse senle tartışmayacağım…

       Birkaç ay oldu görüşmeyeli arkadaşım hastalandığından dolayı onun yanında olmaya çalışıyorum. İki haftadır psikiyatrları dolaşıyorduk işler iyi gitmiyordu en sonunda hastaneye yatırma kararı alındı. Doğru bir karar mıydı? Bence hayır ama yapılması gerekiyordu. Arkadaşıma “deli” damgası vuruldu ne yapacağını bilemez durumda. Bende onun yanında kalarak destek vermeye çalışıyorum. İlk gün için bu kadar arkadaşımdan konuştuğum yeter daha sonra devam ederiz seni de sıkmayayım…

       Sana daha önce yazmaya başlayacaktım ama defter bulamadım daha doğrusu seni diğer defterlerden farklı gösterecek bir defter.. Hastane de günler pek hızlı geçmiyor hele ki sen olmayınca iyice sıkıcı oluyor.3 gündür seni arıyordum en sonunda küçük bir kırtasiyecinin en üstteki tozlu rafında bulabildim. Beni bekliyormuş gibi bir halin vardı. 5 yıla yakın süredir orada beklemen bunu doğrular nitelikte. Sen olmadığın günlerde müzik dinledim, kitap okudum ve tabi ki de dizi izledim. Laf aramızda 2 haftadır da temizim kitaba elimi sürmedim. Bunları sana tek tek anlatabilmek için can atıyorum.

       Dört gündür hastanedeyim normalde hastanede ziyaretçi kabul etmiyorlar ama ama benim arkadaşımın yanında kalmam onun için iyi oluyormuş kendini güvende hissediyormuş bende ona destek olmaya çalışıyorum bu şekilde. Ona “deli” gözüyle bakmaları garibime gidiyor. Arada bir küçük delilikleri oluyor ama onlarda normal hepimizde var olanlar. Kim elindeki en sevdiği anahtarlığı alınca bağırmaz ki..Evet biraz fazla bağırıyor ama olsun sesi biraz fazla gür ondan.Gene arkadaşımdan konuşmaya başladım kusura bakma kapatıyorum..

       Hastanenin camları çok küçük içeri hava bile zor giriyor. Belki de “deli” dediklerinin camdan atlamalarını engellemek içindir. Zaten pek de yalnız bıraktıktıkları yok.Güvenlik üst derece de ama hafife almamak gerek ummadık taş baş yarabilir.Bugünlük bu kadar yeter gene devam ederiz sonra..

       Bu arada hazır aklıma gelmişken müzik çalarım hala bozuk. Şarkıları dinliyorum ama kimin söylediğini ne çaldığını göremiyorum. Aynı bilgisayarda ki şu Unkwon Artist – Bilinmeyen Sanatçı durumuna düştüm. Olsun bu şekilde de parçaların adlarını kendim koyuyorum kendim yazmışçasına. İyi hatırlattın şu aralar hep dinlediğim parçayı biraz sana mırıldanayım ;

          Benim adım yok senin var mı
          Kendini kaybedip bulmak kolay mı
          Zaman yalnızlığa ayarlı
          Uyandığında beni alır mı

          Kırılmış kalbinin bir sebebi var
          Dön de biraz aynaya bak
          Yalan mı aşk mı yoksa küçük bir dua mı
          Aaaaaaaaa “Benim Adım Ne
                                                                                                Unkwon Artist' e Sevgilerimle..

Dağılın lennnnnnnnn

deneme de-ne-me d-e-n-e-m-e


Hatalı basılan kılavuzlar hakkında ÖSYM'den yeni açıklama: "Kaç yıldır doğru basıyoruz da noluyor?Gören de hep tıbbı kazanıyorsunuz sanacak"

çok yaşaaaaaa bana çok pis laf sokmuş eneee kaç yıldır sorusuna 3 yıldır diyerek kapatıyorum ilk konumu.Ne kapatıcam lem siz kaç yıldır doğru yapıyorsunuz ki dağılın lennnnn mübarek tombala çekiyorsunuz çıkan a göre sistem belirliyorsunuz...Deli Kadir ulannnnnnnnnnnnn..
 
spongebook Copyright © 2010, Template is White Clean Magazine.