8 Şubat 2011 Salı

Şeytanın Göremediği




Şeytanın Göremediği


Şeytanın göremediği bir anda doğmuşsun
Bulutlar, sisler çökmüş üstüne
Ama sen hiç umursamamışsın
Onun mutluluğu varmış sanki üstünde

Şeytanın göremediği bir anda yürümüşsün
Lale pasajından aşağı doğru sessizce
Etrafını saran güzellikleri görmüşsün
O ise sadece seni görmüş gizlice

Şeytanın göremediği bir anda gülmüşsün
Herkes sana bakmış saatlerce
Onlara inat bir kez daha gülmüşsün
O ise yavaştan yanına yaklaşmış iyice

Şeytanın göremediği bir anda ağlamışsın
Tüm dünya da senle birlikte ağlamış
Mutlu olmak için onu çağırmışsın
O ise hep yanında yanı başındaymış

Şeytanın göremediği bir anda âşık olmuşsun
Bütün kötülükler yok olmuş gitmiş birden
İşte o zaman ilk kez onu, şeytanı görmüşsün
O da seni son kez görmüş bu dünyadan giderken

Şeytanın kalmadığı bir dünya da öleceksin
Ölmeden önce onu sevdiğini söyleyeceksin
Yaşaması için kalbini söküp ona vereceksin
Tek bir beden içerisinde sonsuzluğu göreceksin

19 Eylül 2010 Pazar

Sonsuz Aşk Nehri





       Az önce televizyonda bir takım seri cinayetlerden dolayı aranan bir iş adamının cesedinin nehirden çıkarıldığını izledim.Devamında adamın neden ve nasıl öldürüldüğü açıklandı.Hayretler içerisinde kaldım demek ki dünyada böyle delicesine seven insanlarda varmış aşk için öldüren aşk için ölen..

           Neden ?

       Seri cinayetler işleyen bu adam o günden sonra "Sonsuz Aşık" adını takmışlardı.Öldürdüğü kadınların hepsine aşık olduğu söyleniyordu.Ama aşkında bir sorun varmış anlaşılan.İşlediği cinayetler arasında belli bir süre yoktu.Bir kadınla belli bir süre aşk yaşıyor sonra bundan sıkılınca başka bir aşka geçiyordu.Buradan da anlaşılacağı üzere katilin kadınlara değil "aşk" a aşık olduğuydu.Ama bu sıkılma dönemi cinayetten sonraları başlıyordu.Aşık olduğu kadınla bir süre güzelce vakit geciriyordu.Bu süre en çok üçüncü cinayetinde uzun sürdü.Zira ikinci cinayetinden iki ay sonra son aşkı ölü olarak bulundu.Diğer aşk süreleri daha doğrusu cinayet arasında ki süreler 2 hafta ile 6 hafta arasında değişiyordu.

       Öldürme sebebi ise, yaşadığı aşktan sıkılmadan önce, yaşadığı aşka sonsuz sadakatini göstermek için aşkını ölümsüzleştiriyordu.Er yada geç kadına olan aşkından sıkılacağını biliyordu.Ama aşka olan aşkını da kaybetmek istemiyordu.Cinayetleri işlerken hala onlara aşık olduğunu biliyordu.Bu işleri onun için daha da zorlaştırıyordu.Yaptıklarından pişmanlık da duyuyordu fakat bu bu pişmanlık fazla uzun sürmüyordu.Sıkılma dönemine girdiğinde birkaç kadınla beraber olarak hem pişmanlığından kurtuluyordu hem de kadınlarla aşk dışında başka sebeplerden dolayı da zaman geçirebiliyordu.

       Hayatın üç dönem içerisinde yaşıyordu.Eski aşk,sıkılma ve yeni aşk..Kadınlara olan aşkından birgün sıkılacağını biliyordu.Buna daha önce iki kez şahit olmuştu.Ve o iki kötü aşk deneyimindeki iki kadın da, aşıkları arasında kalan üç kişiden ikisiydi.Aynı zamanda bu üç dönem de uyması gereken iki de kural vardı kendince.Birincisi, "aşka aşık olduğunu  ve eski aşkın yerini her zaman yeni bir aşk alacağını unutmayacaksın." Birinci kuralına son aşkı dışında bütün bütün aşıklarında uydu.İkinci kuralı ise, "sıkılma dönemlerini kısa tutup hiçbir sevgi göstermeksizin kadınlarla zaman geçir ve keyfini çıkar." Bu kurala her zaman uydu ve bundan büyük bir zevk duydu..

           Nasıl ?

       En uzun aşkının 2 ay dolaylarında sürdüğünü söylemiştim.En çok zorlandığı cinayette oydu aynı zamanda.Karşılıklı birliktelikleri, aşkları 2 ay sürmüş olabilirdi ama katilin bu kadına aşkı çocukluğundan beri vardı.Bu cinayet ile aynı zamanda çocukluk dönemini de öldürmüştü.Bu pişmanlıktan kurtulmak için 3 günde yaklaşık 20 kadınla beraber olmuş ve sonunda istediği huzura kavuşmuştu..

       Aşık olduğu kadınları öldürmeden önce onlara hayatlarının en güzel gecesini geçirtiyordu.Önce lüks bir lokanta da güzel bir yemek yiyerek başlıyorlardı.Daha sonra dans geliyor ve birbirlerine olan aşklarını dile getirerek mutluluğun zirvesine çıkıyorlardı.Ve o mutluluğun zirvesini yatakda sonlandırıyorlardı.Sabah olduğunda ise mutluluğun zirvesinden aşağı çığ düşüyordu.Kadın o aşkın, o mutluluğun dayanılmaz hafifliği altında son kez beyaz bir uykuya dalıyordu..

       Katil tarafında ise beyazdan çok aşkın o saf kırmızılığı vardı.Bu kırmızılık pişmanlığın başlangıcı ve aynı zamanda da aşka olan aşkına göstediği sadakatin temsilcisiydi..

       Aşka ve aşığına olan sadakat görevini tamamlamıştı bu şekilde.Sırada aşığını huzura erdirmek vardı.Bunu da nehrin berraklığından faydalanarak yapıyordu.Son kez baktığı aşkına kırmızılar içinde nehire bırakıyordu.Bu şekilde katil nehire yayılan kırmızlıkla beraber kadına olan aşkından arınıyor.Kadın ise nehirin berraklığıyla üzerinden ayrılan kırmızıyla günahlarından arınıp en son beyazlığa ulaşıyordu.

       Yazıyı yazmaya başlarken katilin neden ve nasıl öldürüldüğünü açıklayacaktım ama olmadı izin verirseniz oraya geri döneyim...

       Katilin aşıkları arasında öldürmediği üç kadın vardı.Gençlik dönemlerinde aşka değilde kadına aşık olmasından dolayı iki defa hüsrana uğramıştı.Bundan dolayı kendi hatalarını onları öldürerek telafi etmeye çalışmamıştı.Şu ana kadar öldürdüğü kadınların hepsi ona sonsuz bir aşk içerisinde hayata gözlerini yummuşlardı.Mutluluğun zirvesinde bütün sevgilerini katile vermişlerdi.Anlayacağınız katil sevilen bir kişiydi her zaman..

       Hayatta kalan son kişi ise onun son aşkıydı.Lüks bir lokanta, yemek, dans, aşklarının dile gelmesi, mutluluğun zirvesi..Ama çığ düşmemişti.Gençliğinde yağtığı iki kez yaptığı hatayı tekrardan yapmıştı.Kadına aşık olmuştu..Tüm mutluluğunu sonsuz aşkını ona adamıştı.Kadına o kadar aşıktı ki tüm hayatını, yaşadıklarını, aşklarını, mutluluklarını bir kenara atıvermişti.Kadına olan aşkını göstermek için hayatını tüm ayrıntılarıyla anlattı.Yaşadığı aşkları, cinayetleri ve pişmanlıkları.Anlatımını bitirdikten sonra da kadından son istediğini yerine getirmesini istedi.Kadından kendisine sonsuz aşkı göstermesini istedi.Yani tüm yaşantısından, aşklarından pişmanlıklarından, günahlarından arınarak sadece kadına olan sonsuz aşkını..

       Umarım katilin neden ve nasıl öldürüldüğünü anlamışsınızdır.Benim için zor olmadı.Öldürdüğüm adam bir katil değildi.Sonsuz aşk yaratıcısydı.Öldürdüğü aşıklarına sonsuz aşkı vaat ediyordu.Hangimiz sonsuz bir aşkı istemedik ki ? Evet ben onun son aşkıydım.Onun diğer aşklarına gösterdiği aşkı bende ona göstedim.Sonsuz bir aşk içerisinde gözlerini yummasını sağladım.Onu nehre bıraktığımda nehir onun sonsuz aşkından kırmızıya döndü.Bir kez daha onun sonsuz aşkının sonsuzluğuna şahit oldum...

       Bir gün sizde aşık olduğunuzda, sonsuz aşkı anlamak için aşığınızın gözlerinin içine bakın ve sonsuz aşk nehrini gördüğünüzde tüm bu olanları anlayacağınızı düşünüuyorum..

       Dünya bir katili değil, sonsuz aşk yaratıcısını kaybetti.. 

4 Eylül 2010 Cumartesi

Kitap Okumama Yalanları

    -ABD'de 16.000 kütüphane var.İngiltere'de 3508 kişiye, Belçika'da 4253 kişiye bir kütüphane düşüyor.Ülkemizde ise 95 kişiye bir kahvehane düşerken, 65.000 kişiye ise bir kütüphane düşüyor..

    -Rusya da kişi başına 18 kitap düşerken, Türkiye de 1000 kişiye 7 kitap düşüyor!

    -Türkiye'de her 100 kişiden sadece 4,5 kişi kitap okuyor.

    -Japonya'da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye'de sadece 23 milyon.

    -Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu'nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sırada.

     -Japonya'da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa'da 7. Türkiye'de ise yılda 12 bin 89 kişiye 1 kitap düşüyor.


       Bu kadar istatistikleri "yüksek" bir ülkede yaşadığımza göre okumamak için nedenlerimiz olması lazım."Okumuyorsak nedeni var be abi." demi ? O nedenleri insan hep merak eder.Şunlara neden demeyelim artık "yalan" diyelim kurtulalım..İnsan yaratılışından beri hep yalanlar içinde büyümüştür.Kitap konusuna gelince yalan söylemek de onun en doğal hakkıdır değil mi.İşte size kitap okumamama nedenlerimiz  pardon kitap okumama üzerine söylediğimiz "pembe" yalanlarımız :


    5-Kitap Beni Bozuyor, Hasta Ediyor, Başımı Ağrıtıyor..




       Kuruntu bir yalandır.Sırf yalan söylemek içinde yalan söylenilmez ki.Hayır yani bir kitap insanı nasıl hasta eder nasıl yorar..Hiç okumayan bir insan direk olarak yüklenirse doğaldır başının gözlerinin ağırması.Herşeyin bir üslübu var.Vaktinin belli bir kısmını ayırarak yavaştan başla okumaya peşinden atlı koşturmuyor yavaş yavaş oku zamanla daha çok okursun ancak o şekilde bünyen kaldırır.Bu yalana anca bu kadar antitez oluşturabilirm.Zaten bu yalanı söyleyen kendisi bile inanmamıştır yalanına..

    4-O Kadar Para Veremem..





       En samimi bulduğum yalandır.Hak veririm bu yalana ama tam anlamıyla değil.Türkiye de kitap fiyatları ciddi manada yüksek bence bunda okuyan kesimin fazla olmaması  ve sürümden kazanılmayacağı için böyle yüksek fiyatlar karşımıza çıkmaktadır.Sonra da "korsan piyasası canlılığını koruyor.." diye haber yaparlar.Kusura bakmayın korsana teşvik etmek istemem ama piyasa onu gösteriyor.Okuyan yok doğal olarak da kitap basan yok.Söz gelimi Japonya da basılan kitap sayısı ile Türkiye de basılan kitap sayısı korsanın nedenlerinden birini açık bir şekilde gösteriyor.Korsanın engellenmesi hem okuyucu sayısının artmasıyla hemde okuyucu sayısının artmasına mütabık basılan kitap sayısının artmasıyla olur ancak.Umarım olur..

       Samimi bulmadığım tarafı ise illa kitaplara para vermene gerek yok.Kütüphane diye birşey var.Bu tezime karşılık "Türkiye kütüphaneleri ne kadar geniş ve güncel ki oraları kaynak olarak gösteriyorsun.." diyebilirsin buna da bir nebze hak veririrm ama kütüphaneler bir miheng taşıdır.İstediğin her kitabı bulamayabilirsin ama bir yerden başlaman lazım okumaya..Kütüphanelerde yüzlerce kitap var birisinden başla okumaya zahmet olmazsa.Sonraları göreceksin ki kitaplara verilen paranın ne derece doğru olduğunu ve verdiğin paranın kitaba değdiğini göreceksin.

       Son olarak da senin hiç mi arkadaşın yok hiç mi kitap yok onlarda sor bakayım..

    3-Popüler Kültür Yalanı




       En popüler yalandır.Bu nasıl bir yalandır derseniz bu yalan, yalandan öte olarak biraz da seçicilikle alakalıdır.Son zamanlarda yüksek tirajla satılan kitaplara yöneliktir.Hayatında okuduğu kitapların sayılı olduğu kişilerin yöneldiği bir yalandır.Bunlar yemek seçer gibi kitap seçerler.Örneğin; "Ben vampir konulu kitaplardan başka kitap okumam.." Çarpılırsın iki günde yüreyemezsin valla..Hayır yani o kitapları da oku okumasına da başka kitaplarda oku seçici olma bu kadar.Acaba bu vampircilik oynayanlar Dracula yı okumuşlar mıdır yada hakkında bir bilgileri var mıdır ? Hı ?

       Hem okuduğun yazara hemde edebiyat camiasına ayıp etmiş olursun bu yalanla.Senin derdin kitap okumak değil milletten geri kalmıyayım, okuyayım da bir yerimde sivilci cıkmasından  başka birşey değildir.Oku ama kitabı okurken kaygın olmasın yoksa vampir okumuşun Cin Ali yi okumuşsun önemli değil okuduğun kıymetini bildikten sonra.Demem şu ki endorfin salgılamanında zamanı ve üslübu var..


    2-Zamanım Yok




       Hiç bir zaman değerini kaybetmeyecek bir yalan.İlk yalanlardan birisi de sayılabilir dünyada ki.

       Neye? Yemek yemeye mi ? Uyumaya mı ? Gün 24 saat hiç mi zamanın yok bütün gün boyunca ne yapıyorsun ki bu kadar önemli,  kitaba 2 dakikanı ayıramıyorsun.Ben demiyorum ki bütün gün boyunca oku.Otobüste oku etraftaki güzel kızları keseceğine.Uykundan kes güzellik uykusuna yatmanın ne anlamı var.Biraz da az yemek ye yiyorsun yiyorsun sonra "ayy ben çok kilo aldım yaa" diye ağlıyorsun.Atatürk savaş zamanlarında bile elinin altında kitap bulundururdu ve geceleri mum ışığında o kitabı okurdu! Kısacası kendi zamanından çal.Allah rahmet eylesin eski eğitimci-yazar Ekrem Sağıroğlunun çok güzel bir sözü vardır:

       "Zamanım yok, kitap okuyamıyorum" diye söylenenlere; " Her yer, her zaman ve her türlü ortam, okumaya müsaittir; okumak için hiçbir engel yoktur.Okumak için  "zamanım yok, fırsat bulamıyorum." diyen kimse, zamanı kullanmayı bilmeyen ve ömrünü boş şeylerle heder eden kimsedir."

       Bu yalanın üstüne söylenecek başka söz kalmadı düşüncesindeyim.Ekrem Sağıroğlu nokta atışı yapmış zaten..


    1-Kitap Okumayı Sevmiyorum




       En büyük yalanımız..

       Ben de bamyayı sevmiyorum ne olmuş yani.Bir kitap nesne değildir öznedir.Bir kitabı sevmeye bilirsim de bütün kitapları birden nasıl sevmiyor olabilirsin anlayamam doğrusu.Sevmediğin hoşuna gitmeyen kitabı okuma zaten bir kazancın olmaz zaman kaybın olur sadece.Bamya örneği de bunun gibidir bamyayı sevmiyor olmam bütün yemekleri de sevmiyor olacağım anlamına gelmez.Senin kitap okumaya sevmiyor olman hüsnü kuruntudan ibarettir.Bir sevmezsin iki sevmezsin bilemedin üç sevmezsin nereye kadar.Şu reklam daki gibi habere "yine mi bamya.." demeyi kes artık bir yerden başla.

       Bu yalanı söyleyenlerin ikinci bir tarafı da daha önce hiç kitap okumamış olmalarıdır.Gene bamya muhabbeti gibi."Bamyayı sevmiyorum.." "Peki daha önce hiç bamya yedin mi ?   "Hayır.." Eeee!!! Bir yemeği tatmadan sevemeyeceğin gibi bir kitabı da okumadan sevemezsin.Bir dene bakalım en sonunda seninde beğeneceğin bir yemek çıkacaktır ortaya o kadar zor olmasa gerek.Önüne konulan her yemeği yemek zorunda değilsin ama birşeyler yemek zorundasın değil mi..



Yazımı Atatürk'ün bilinen ama bir kulağımızdan girip bir kulağımızdan çıkan bir sözüyle bitirmek istiyorum...

"Hayatta en hakiki murşit ilimdir." Mustafa Kemal ATATÜRK




SİZİN YALANINIZ HANGİSİ ?

avseq01.Pazartesi Döngüsü





       Bir pazartesi sabahıydı.Kahvaltı yapmak amacıyla buzdolabını açtım.Buzdolabı boştu her zaman ki gibi..Bugümde kahvaltı yapmıyayım dedim.Her zaman ki gibi..Kapıyı açıp gazetemi aldım ve biraz keyif çatmak için kendimi koltüğa attım.Bir süre gazeteyi kolaçan ettim.Gene ülkede bir kaos yaşanıyordu.Her zaman ki gibi..Hayat hep bu kadar sıkıcı olmak zorunda mıydı..Nerede hata yapmıştım acaba.Kendi kendime konuşurken bir ses :

    - "Hey ne yapıyorsun.."
    - "İyiyim sağol sen ne yapıyorsun.."
    - "Bugün pazartesi.."
    - "Ee ne olmuş yani pazartesi ise.."
    - "İşe gitmen gerekmiyor mu .."

       O anda taşlar yerine oturdu.Bugün cidden pazartesi ve benim işe gitmem gerekiyordu.Sese teşekkür edip evden çıktım..

       Yokuş aşağı inerken bir kadın dikkatimi çekti.Arabasına biniyordu.Tam kapıyı kapatırken bana küçük bir göz kırpması gönderdi.O anda içim bir hoş oldu ferahladı.Her zaman ki gibi..İşim fazla uzakta değildi.Şu ileri deki köşeyi dönünce soldan beşinci binadaydı..

    - "Kaçıncı.." Ses gene ani bir şekilde karşıma çıkmıştı..
    - "Beşinci.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Dördüncü.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Üçüncü.."
    - "Kaçıncı.."
    - "İkinci.."
    - "Kaçıncı.."
    - "Bu sefer eminim uzatmayalım soldan birinci bina benim iş yerim işte.."

       Sola döndün mü ilk bina benim iş yerimdi.İyi de soldan ilk bina bir genel evdi.Benim genelev de ne işim olabilirdi.Genelevin sahibi olabilir miydim acaba.İçeri girsem mi girmesem mi derken ses gülmeye başladı her zaman ki gibi..Tam o anda beni bir düşünce aldı.Her zaman ki gibi..Ben evden niye çıkmıştım.İşe gitmek için.Peki o kadın kimdi.Kadın kadın kadın kadın..Kadını boşver şimdi konuya odaklan.Buldum..İşe gitmek için çıkmıştım.İyi de ulan benim bir işim yoktu ki ne bokuma evden çıkmıştım..

       Ses beni gene kandırmıştı.Sap gibi genelevin önünde kalakaldım.Her zaman ki gibi..Biraz ucuz kaçıcak ama tam anlamıyla çamura saplanmıştım.Her zaman ki gibi..

       İyi de o kadın kimdi..

26 Ağustos 2010 Perşembe

Kanlı Günlük..S01E06..Sezon Finali

       Sevdiğim şimdi çok uzaklarda...

       Okumakta olduğunuz bu sayfa ne yazıkki günlüğümün son sayfası..Olanlardan sonra bu günlüğü kullanamayacağımı artık noktalamam gerektiğini anladım.Yaşadığım onca şeyden sonra bu son olanlar herşeyi bitirme noktasına kadar getirdi.Söylenecek belki çok şey var ama inanın şu kalemi zor tutuyorum..

       Nereden başlayacağımı bilemiyorum..Ama her zaman ki yerden başlarsam belki sonunu getirebilirim :


       Telefon çalıyordu..

      Her yer kan revan içinde.
      Gözlerim kırmızıdan başka renk görmüyor..
       Telefonun sesini hala duyabiliyorum..Hayatımda ki en çok istediğim şey şu telefonun susmasıydı.Ama ancak açınca çalmasına engel olabiliyordum..Sadece onu dinleyebilmekle yetindim :

       Uzun zaman olmuştu senle sohbet etmeyeli..Senle görüşmeden önce hep kendi kendime söyleniyordum acaba beni görünce tanıyabilecek mi diye.Ama küçücük de olsa bir tepki bile vermedin.Üzüldüğümü sanma senin insanlara verdiğin değeri bir kez daha görmüş oldum.Değişen birşey olmadı..

       Sana eğer benim dediklerimi yaparsan bende sana kim olduğum hakkında bir takım açıklamalarda bulunacağıma dair söz vermiştim.Ehh onun zamanı gelmiş gibi.İlk olarak sana odada ki kanın kime ait olduğunu söylemeyi çok isterdim ama süprizi bozmak istemiyorum herşeyin bir sırası var..

       Bizim tanışıklılığımız çok eskilere dayanıyor.Senin hatırlayacağını pek sanmıyorum çünkü her seferinde anlatmama rağmen sen gene unutuyorsun değişen birşey olmuyor..

       Hiç kafanın sağ arkasındaki yara izine neyin sebeb olduğunu merak ettin mi..Oturup düşündün mü, annene babana sordun mu hiç..Eminim sormuşsundur ama onlardan da bir cevap alamamışsındır.Senin için hep bilinmez bir yara izi olarak kalmıştır o yara izi.Benim kim olduğumla ilgili ilk bilgi bu olsun o zaman..

       O yara izini ben yaptım.O kadar kolay olmamıştı açıkcası yaparken zorlanmıştık.Evet yaparken diyorum çünkü beraber yapmıştık sende yardım etmiştin.Çok da eğlenmiştik açıkcası.Sonrada sen bana yapmıştın aynısını.Birbirimiz üzerinde ömrümüz boyunca birbirimizi unutamayacağımız işaretler koymuştuk. Birlikteliğimizin miladı olarak saymıştık..Her miladın başlangıcı olduğu gibi bitişi de varmış demekki..

       Bilmem bazı şeyleri hatırlamaya başladın mı..Suskunluğundan hayır anlamını çıkarıyorum izin ver devam edeym..Benim kim olduğum ile ilgili ikinci bilgini vereyim belki bir hareketlenme olur beyninin ucra köşelerinde..

       Telefonun çalması..Telefonu niye sen açana kadar sürekli çaldırdığımı düşündün mü hiç.Sen herşeyden mutluluk çıkartırdın.Telefon çaldığında açmazdık ve daha ne kadar çalacağını bekler dururduk bu anlarda çok eğlenirdik.En büyük hayalin o telefonun durmadan çalmasını dinlemek izlemekti.Bir gün tam 10 dakika boyunca çalmıştı bizde o 10 dakika boyunca gülmekten yerden kalkamamıştık.Tam 14 yıldır bunu yapıyorum belki hatırlarsın diye ama sende balık hafızası varmış.14 yıl boyunca hep uğraştım beni hatırlaman için her seferinde kim olduğumu anlatmaya çalıştım.Ama bir sonraki telefon çalışında gene unutuyordun. Herşeye baştan başlamak zorunda kalıyordum.Bu benim için ne kadar zor tahmin edebiliyor musun..Hepsini unutmuyordun ama hakkını yemiyeyim belli kısımlarını kesiyor ve onları aklında tutuyordun.Nedense bu kestiğin yerler hep önemli yerler oluyordu.Bu sayede hatırladığını düşünerek aramaya devam ediyordum. Eninde sonunda beni tanıyacağını düşünüyordum..

    -Gülün; dünya da sizinle gülsün. Ağlayın; ama yanlız ağlayın..

       Bu sözü sen söylemiştin hatırlıyor musun bütün mutlulukları beraber yaşayacağımıza dair.Sen sözünde durmadın ama ben durdum senin tutumadığın sözü ben tuttum.14 yıl boyunca yaşadığım bütün mutlulukları senle paylaştım..İlk arayışımda tanışmamızı anlatmıştım ikimizin..Pencereden seni izliyordum bir aşağı bir yukarı koşturup duruyordun.Sonra benide çağırdın beraber oynamamız için.Çok güzel vakit geçiyorduk.Sonra kafamıza işaret koymaya karar vermiştik..Sen bana sormuştun "Bunu gerçekten yapacak mıyız ? "

       Daha sonraki arayışımda ise abimin evliliğinden bahsetmiştim sana.."Abimin evlendiğini ama kendi düğününe bile geç kaldığını" dile getimiştim.Sen de buna çok gülmüştün.Uzun zamandır gülüşünü hasrettim ama güldüğünde bile beni bir yabancı olarak görüyordun..


       Yavaş yavaş sana tüm gerçekleri beni hatırlaman için elimden gelen herşeyi yaptım ama sende hiçbir değişiklik olmadı.Hiçbir zaman yılmadım.Birgün hatırlayacağını düşündüm..

       Hatırlaman için  son birşey daha.Hem bu sayede odanın içindeki kanın kime ait olduğunu da öğrenmiş olacaksın. Birbirimize olan sevgimizin arkasında çok önemli birşey daha vardı.Tanıştığımız gün farkında varmıştık.İkimizin çok büyük bir ortak noktası vardı.Belki de o yüzden ki birbirimizi unutmayalım diye kafamıza işaretler koymuştuk.O işaretler sadece yara izinden oluşmuyordu.O yara izleri oluşurken bir acı gösterisi kırmızı bir şölen vardı :

    -Gözlerim kırmızıdan başka renk görmüyor..
    -Evet benim de benim de çok güzel..

       Anlayacağın üzere ikimizde kana tapıyorduk.Özellikle de birbirlerimizin kanına.Hiçbir sebeb yokken birbirimizin elini, kolunu, yüzünü bıçakla kesip kanın akışını seyrediyor büyük keyif alıyorduk.Daha fazla uzatmıyacağım..Beni hatırlaman için en büyük kozumu oynuyorum.Şuanda çok büyük bir acı içinde olsam da belki de senin gözündeki o beni tanıdığın mutluluğunu hissediyorum..

       "Şu odanın içinde bulunduğun duvarlar tam anlamıyla bir sanat eseri niteliğinde iyi bak onlara ve hepsinde benliğimin bir parçası olduğunu gör ve beni ne kadar çok sevdiğini söyle.."

24 Ağustos 2010 Salı

Beşiktaş'ın Son Bombası

       Robinho Gelecek mi gelmiyecek mi tartışmaları sürerken, Beşiktaş külübün başkanı Yıldırım Demirören "Robinho'yla beraber bir büyük transfer daha yapacağız" şeklinde bir açıklamada bulundu.Bunun üzerine harekete geçen Fanatik ve Fotomaç önderliğinde ki AHA(Antinkuntin Haber Ajansı) bu transfer için araştırmalara koyuldu.Yurtdışındaki kaynaklarını da kullanan AHA ilginç sonuçlara ulaştı..

       AHA nın ulaştığı sonuçlara göre Türkiye tarihinde bir ilk olarak görülen bu transfer büyük ses getireceğe benziyor.Q7 ve Guti gibi önemli yıldızları kadrosuna katan Beşiktaş kulübünün bu transfere ne kadar para harcadığı ise bir sır gibi saklanıyor.AHA nın ulaştığı bilgilere göre bu transfer Beşiktaş ın tam ihtiyaç duyduğu 45 numara olarka gösteriyor.Daha önceleri Beşiktaş forması altında 45 numara önemli birisine verilmemeşti ama bu transfer ile büyük bir ilk yaşanacak gibi.45 numara değince hemen akıllara bir zamanlar Inter de oynamış bu sene içinde de M.City transfer olmuş olan Mario Balotelli gelsede Demirören bu haberi yalanladı :

      "M.City ile içli dışlı olduğumuz doğru yakında kardeş klüp olarak anlaşma imzalayacağız onlarda abimiz olarak bize destek sağlayacaklarına söz verdiler.Balotelli ye teklifimiz oldu ama M.City heyeti daha yeni transfer ettikleri bu oyuncuyu veremeyeceklerini dile getirdiler ama bir sonraki sene için ön mukavva imzaladık.Bu da iyi bir sonuç camiamız için..45 numara transferine gelirsek maaliyetinin bize çok ucuza olduğunu söyleyebilirim açıkcası.3 gün süren msn görüşmeleri sonunda karşılıklı olarak cam açmaya karar verdik.Kısa bir süre sonra da anlaşmayı sağladık."

       AHA nın Demirören'i bir çıkmaz sokakta sıkıştırıp sorduğu sorular arasında en ilginç cevap Robinho ile ilgili olan soruya verilen cevaptı :

       Demirören : "Robinho konusunda tam şuanda olduğu gibi bir çıkmaz sokağın içindeyiz.Kardeş takım M.City ve Robinho ile anlaşma sağladık ama Fenerbahçe ile görüşmelerimiz sürüyor.Fenerbahçe ye verdiğimiz teklif  " İlk 3 ay bizde oynamak ve 3 ayda bir takım değişmesi şartıyla futbolcunun her iki klüpte de oynamasını, oyuncunun yıllık maaşını da BJK tarafından ödenmesidir." Ancak Fenerbahçe yönetimi özellikle de Aziz Yıldırım bu teklife sıcak bakmadı.Oyuncunun son 3 ayının Fenerde olacak olması ve bu ayda takımların tatil dönemine girecek olması dolasıyla teklif olumsuz karşılandı.Görüşmelerimiz devam ediyor bir gelişme olursa ben sana mesaj atarım böyle çıkmaz sokaklarda sıkıştırmayın ayıp oluyor.."

       Bu konuşmadan pek az süre geçmişti ki AHA nın kaynaklarının Demirörenin takip etmesi sonucu Demirören in yeni 45 numarayla görüştüğü görüldü.

       Sıkı durun gene bir AHA klasiği ile "Beşiktaş ın Son Bombasını" açıklıyoruz...
 


      Yeni 45 numara transfer haberlerini yalarken (yalanlamak istiyordu en son ama başaramadı) "artık önümüzdeki hunilere bakıcaz " diyerek Beşiktaş taraftarına gönderme yaptı..


      Beşiktaş bu transfer sonrasında tam olarak delirmesi bekleniyor.
 
      "Yeter Demirören yeter Delirdik yeter Demirören Yeter.."

      Reröreröreöreöreöröeröeöre

20 Ağustos 2010 Cuma

Kanlı Günlük..S01E05..

              Sana sarı laleler aldım çiçek pazarından...

       En sevdiği şarkıydı bir zamanlar hergün sırf gül yüzünde güller açsın diye sarı laleler alırdım ona çiçek pazarından.Üç kuruşum varsa bir kuruşunu lalelere verirdim.Kalan iki kurusun bir  kuruşuyla bir gün çocuğumuz olur diye birikim yapardım.Son kuruşla da hayatı güzelce yaşamaya ayırırdık...

    Ne radyo da o şarkı çalar oldu.. 
    Ne gül yüzünde güller açar oldu..
    Sen gittin gideli güzelim..
    Üç kuruşum boğazıma takılır oldu..

    O telefon her çaldığında..
    Radyo susar oldu..
    Güller solar oldu..
    Sen gittin gideli güzelim..
    Üç kuruşum bir simit almaz oldu..


       Pencereyi tokayla açıp yangın merdiveninden aşağıya inmeye başladım.Artık bu işte tamamen yalnız başımaydım.O yanımda değildi bana inanan kimse kalmamıştı.Herşey mutluluğumun geri gelmesi içindi.Aşağıya indiğimde ne yapacağımı anlamak için etrafa gözgezdirdim.İşte o zaman küçük bir oyunun içinde olmadığımı anladım.Hastanenin arkasındaki eski binanın tabelasında yanıp sönmeler olduğunu farkettim..

    PATRON SOLAK MAHİR

       Bu bina da daha önce nasıl bir iş yapılıyordu bilmiyorum ama tabelasını takip etmeye başladım.Bir süre sonra kendini tekrar ettiğini farkettim ve bir anlam çıkarmaya çalıştım :


    A..R..T..M..A..N..I..S..A..H..İ..L..A..P..

       Harfler sıralı olarak gidiyordu ve onüç harften oluşuyordu..

    İSA HİLAP ART MAN

       Mantıklı gelmiyordu..Kalem yardımıyla yeni şeyler türetmeye başladım..

    MANİSA Hİ LAPA RT

Bu da olamazdı.Manisa bir şehir olur tamam.Hi ingilizce merhaba demek oda olur.Lapa nişasta su karşışımı bir bulamaç hade bu da olsun da RT ne ? RT ye de birşey buldum peki bunları bir araya getirince nasıl bir anlamlı bir sonuç elde etmem gerekir ki..Biraz daha düşündüm bu şekilde bir sonuca varamayacağımı anladım ve başka sözcükler türetmeye başladım..Sonunda da buldum..Evreka evraka..

    SAHİL APARTMANI

       En mantıklısı buydu ve büyük ihtimalle oraya gitmemi istiyordu.Şimdi önümde küçük bir sorun kalmıştı.Sahil apartmanı neredeydi ? Etraftaki bir kaç dükkana girip nerede olduğunu bilip bilmediklerini sordum ama bütün insanlar burada öyle bir apartman olmadığını söylüyorlardı.Hastaneden biraz daha uzaklaştım ama sonuş değişmedi kimse "Sahil Apartmanı" diye bir apartman duymamştı..

       Daha da uzaklara doğru yürüdüm ama orada da sonuç değişmedi.Bunda bir yanlışlık vardı bu kadar uzaklara gitmemem gerekirdi.Bu kadar karışık olmayacağını düşünerek hastaneye geri döndüm ve etrafında dolşamaya başladım.Eğer "Sahil Apartmanı" diye bir yer duyulmadıysa benim aradığım bir apartman değildi.Etrafa daha dikkatle bakmaya başladım işler yavaştan yerine oturuyordu..

       Gözüme bir emlakçıyı kestirdim ve içeri girmeden önce camındaki kiralık ilanları gözüme çarptı. "Kiralık Apartman". Mantıksız gelmişti bir apartman ne diye kiraya verilirdi ki.Gözlerimi biraz daha aşağıya indirdim de o zaman anladım..Emlakçı yaz ayında olunduğu için sahil kenarında ki apartmanları kiraya veriyordu.Biraz yanlış tabir mi kullanılmıştı.Yoksa benim dikkatimi çekmek için mi yapılmıştı orasını pek önemli olmadığını düşündüm.Ve içeri adımı attım ve aklıma gelen ilk şeyi söyledim..

    -Kolay gelsin.Sahilde ki apartmanlardan birisinde kalmak istiyorum boş daireniz var mı acaba ?
    -Sağolun.Yaklaşık bir haftaya yakın hiç boş yerimiz yoktu ama ne şanslısınız ki bir saat önce bir yerimiz boşaldı.Bir bayan yaklaşık 4-5 haftadır orada kalıyordu bugün buraya gelerek anahtarını iade ederek çıkışını yaptı.

       O anda şok olmuştum ne diyeceğimi bilemedim bir süre dilsizmişim gibi orada öylece durdum..En sonunda emlakçı beni kendime getirtti :

    -Beyfendi iyi misiniz..
    -Tamam tamam iyiyim biraz başım döndü ama şimdi geçti.Ben o odayı hemen şimdi tutmak istiyorum bir mahzuru yoksa..
    -Tamam hemen kiralama işlemini başlatıyorum.Ne kadar kalacaksınız acaba ?
    -Çok kalmayı planlamıyorum açıkcası bir takım "küçük" işlerim var onları halletmem için yalnız kalmam gerekiyor.Ama siz belirli bir gün söyleyemiyeceğim ben çıkarken size bildiririm..

       Gerekli işlemler yapıldıktan sonra  kadından anahtarı alıp "Sahil Apartmanı" na doğru yola koyuldum.Emlakçı bana apartmanda ki görevliye götürmem içinde bir çanta verdi ben de kabul ettim nezaketen.Apartman fazla uzak değildi.Bana verilen oda 12 numaralı odaydı.Bilmem pek önemi var mı ama 12 numara eşimle evlendiğimiz ve çocugumuzun olacağını öğrenceğimiz günün tarihiydi..Pek şaşırmadım açıkcası bunca olanlardan sonra..

       Apartmana geldiğimde burasının bana hiç yabancı gelmediğini farkettim ama fazla üzerinden durmadan içeriye girdim.Görevliye çantayı uzattım :

    -Bu çantayı size vermemi istediler..
    -Efendim ? Çanta mı bir yanlışlık olmasın kim bana vermenizi istedi acaba ?
    -Merkezdeki hastanenin karşısında ki emlakçıda ki kadın..
    -Evet merkezde birlikte yaklaşık üç yıldır iş yaptığımız bir emlakçımız var ama orada hiç bir zaman bir kadın bulunmamıştır.Bir yanlışınız olmasın..
    -Yoo pekala bir kadın verdi bunu size vermem için isterseniz bir telefon açın beni doğrulayacaklardır..
    -Peki..Alo..(Telefon konuşması devam ederken)

    -Emlakçıda üç yıldır orada olan ve şimdi de orada olan beyfendi öyle bir şey olmadığını söylüyor ne çantadan ne de kadından haberi olmadığını dile getiriyor.Ne zaman çanta size verildi acaba ?
    -Bir saat bile olmamıştır daha yeni..
    -Malesef böyle birşey olması mümkün bile değilmiş.Beyfendi 2 saatten beri dükkanda olmadığını dükkana gireli yaklaşık on dakika olduğunu dile getiryor.
    -Peki ben 12 numaralı odayı kiralamıştım onunla ilgili ne diyeceksiniz peki..İsmim ....
    -Hemen bakalım..Evet bu isimde bir kişiye bir oda kiralanmış ama malesef 12 numaralı oda değil.19 numaralı oda kiralanmış.Bugün biraz dalgınsız galiba iyisinizdir umarım.
    -Tamam sağolun ben gerisini hallederim davranışlarım için de kusura kalmayın..

       Elimde içinde ne olduğunu bilmediğim ve belki de bana o telefonda ki kadın tarafından verilen bir çantayla kiraladığım 12 numaralı odaya değilde belki de gene onun kiraladığı 19 numaralı odaya giderken buluyorum.

       Kapıyı açıyorum o da neeeeeeeeeeeeeee!!!!

       Kapıyı açıp içeriyi görüp kapıyı kapamam sadece 3 saniye içinde olup bitiyor..

       Denizden sahile su vururmuşcasına duvarda bir su dalgalanması izlenimi vardı ama duvardaki su değil kandı.. 

12 Ağustos 2010 Perşembe

Kanlı Günlük..S01E04

    Bir Haftadır Elimi Sana Süremediğim Sevgili Günlük ;


       İşler pek yolunda gitmiyordu bende bir de senin canını sıkmıyayım dedim.Bir haftadır yazmamamın sebebi onun yoğun bakımda olması.Son yazımı yazdıktan sonra sayıklamaya başladı.

    -Telefon çalıyor..Telefon çalıyor..Telefon çalıyor.. diye

       Ardından birşeyler daha söyledi ama tam anlayamadım ne demek istediğini ama o an da birşeylerin yolunda gitmediğini farkettim hemen hemşireleri çağırdım ve yoğun bakıma kaldırıldı.Hala da orada.Bunların olmaması için ne gerekiyorsa yapardım ama bana o fırsat ne yazık ki verilmemişti.Yaptıklarımın cezasını çekicektim.Ama malesef ki ne yaptığımı dair bilmiyordum.Bu kadar hayatımızı altüst edecek ne yapmış olabilirdim ki.Bazıları düşünüuyorum o kadın ikimizi birden suçlu görmüştü olanlardan dolayı ve ikimize de kötü bir hayat yaşatıyordu.Beraber yaptığımız şeylere baktığımda bınların olmasına sebeb göstercek bir durum görmüyorum bir yerde artık ölsek de kurtulsak diyoru önun için ölümden beter duruma geldi çünkü..

       Oda da tek başıma oturuyorum ne gelen var ne giden.Bana herhangi bir sorun olmadığunı onu odasında beklememi söyledilr mecburen kabullendim bende.Bir saattir bekliyorum yakında çıkaracaklarmış.O gelene kadar biraz gözlerimi kapatırsam iyi olacak sanırsam..

       İki üç gündür uymadığum için göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı ki gözlerimi dinlendirdiğim anda uykuya dalmışım..

    -Efendim..
    -Beni şaşırtıyorsun..İlk defa telefon bir kere çalar çalmaz açtın bekliyor muydun yoksa aramamı..
    -Hala ne istiyorsun daha istediğini alamadın mı bütün mutluluklarımızı emdin hala niye devam ..
    -Anlaştuğımızı sanıyordum ben konuşurken sen dinleyeceksin..Bayadır uyumuyorsun anladığım kadarıyla bir yorgunluk var üstünde ama doğaldır o bu durumdayken senın uyuyor oılman pek hoş olmaz..Sana birşey söyleyeceğim ama sakın paniğe kapılayım deme.Her ihtimale karşı yavaşca söyleyeceğim..

       "Onun yanındayım.Şuan verilen ilacın etkisiyle uyuyor.Bu kadar zaman geçmesine rağmen hala hiç değişmemiş.Onu ilk gördüğümdeki güzelliğini hala koruyor..Kendine iyi bak pek yakında görüşürüz.."


    -O burada o burada diyorum size.Onun yanında şuan ona zarar verebilir size diyorum o burada....
    -Beyfendi lütfen sakin olun kim burada kime zarar verebilir ? Beyfendiye su getirin çabuk.
    -Eşimi görmek istiyorum lütfen beni ona götürün lütfen..
    -Yoğun bakımdan yeni çıktı beyfendi şuan da kimse yanına giremez.Rahatlığını bozulmaması gerekiy..
    -Lanet olsun beni hiç dinlemiyor musunuz..O burada diyorum eşime zarar verebilir diyorum dinlesenize o bu ra da ...

    -Nabız 60 kan basıncı 90/60 ve gittikçe normale doğru gidiyor..
    -Beyfendi beyfendi beni duyabiliyor musunuz..
    -Ne oldu bana eşim nerede onu yakalabildi..
    -Tamam beyfendi zorlamayın kendinizi.Kısa bir süre önce baygınlık geçirdiniz ama şuan durumunuz iyiye gidiyor.
    -Eşim nerede..
    -O iyi durumda yoğun bakımdan çıkarıldı.Herşey yolunda korkmanıza gerek yok.Birazdan polisler gelecek ve bayılmaadan önce söyledikleriniz dinleyecekler.Onlar ne demek istediğinizi anlamışlar sanırsam.Siz dinlenmenize bakın..

       Zor nefes alıp veriyordum bu nasıl olurdu hala aklım almıyordu.Hastaneye kadar girmiş ve eşimin elini tutabilecek kadar ona yaklaşmıştı ve belki de elini tutmuştu.Lanet olsun.Tam bu sırada polisler içeri girdi.

    -Nasılsınız beyfendi..
    -Ben iyiyim onu yakalayabildiniz mi onu söyleyin.
    -Biz de bunun için konuşmaya gelmiştik zaten.Söylediğinizin aksine kimseyi göremedik.Eşiniz yoğun bakımdan çırakıldıktan sonra özel bir odaya konuldu ve yanına kimse alınmadı.Herşey kontrol altındaydı yani.
    -Nasıl olur açık ve net bir şekilde bana yanında olduğunu söyledi.
    -Kim beyfendi kim ?
    -O.O işte o kadın bütün hayatımızı zehir eden o kadın hala anlamıyor musunuz hastanede olduğumuz sürece hep size ondan basediyorum ama siz beni anlamakta zorluk çekiyorsunuz anlamıyorsunuz bile..
    -Beyfendi o telefon konusunda anlaşıtığımızı sanmııştık.Siz o telefonları kafanızda uyduruyorsunuz hepsi hayal gücünüzün bir ürünü.Eşiniz de o olmayan telefon görüşmeleri yüzünden ipleri kaçırdı.
    -Hayır siz beni anlamıyorsunuz o telefon görüşmelerinin hepsi yapıldı.Hepsi tek tek bütün mutlu günlerimiz o kadın tarafından baltalandı.Daha demin onunla konuştum diyorum sizre odada ki telefondan...
    -Beyfendi işleri zora sokmaya başlıyorsunuz sizinde ipleri elinizden kaçırmanıza az kaldı.Bir tanesini de kaçrdınız hatta.O odanızda ki telefon bir yıldır bozuk ve hiçbir şekilde görüşme yapılamıyor.Beyfendi beyfendi gene bayıldı koşun hemşireleri çağırın..

       Tekrardan gözlerimi açtığımda etrafında bir takım doktorlar vardı.Herşeyin yolunda olup olmadığını kontrol ediyorlardı.Yolunda olduğunu anlamışlardı ki hemşirelere bırakıp dışarı çıktılar.Polisler yanıma gelmişti;

    -Şimdi daha iyisinizdir uımarım..
    -Evet çok sağolun.Sizi de meşgul ettiğim için kusura bakmayın.Çok zor bir dönem geçiriyoruz.Eşim bir haftadır yoğun bakımda ve bende bu dönem için de pek az uyku imkanı bulabiliyorum.Onun için olsa gerek ki olmamış şeyleri oluyormuş gibi görmeye başladım.En azından en mantıklı açıklama bu olmalı çünkü bozuk bir telefona cevap vermiş olamam demi..
    -Aklınızın yerine gelmesine sevindim tekrardan geçmiş olsun artık biz rahat bırakalım sizde biraz uyuyun isterseniz..
    -Sağolsun evet biraz uyusam iyi olacak..

       Oda da gene yanlız kalmıştım.Artık biraz kafamı dinleyebilirdim.Tüm bu olanlardan sonra ne yapacağımı düşünemez hale geldim.Uyku sersemi olarak dolaşıyor olabilirm ama tek birşey varki o da tüm bu olanların gerçek olduğudur.Her ne kadar o telefonun bozuk olduğu söylensede ben o görüşmeyi yaptığımı çok iyi biliyorum ve ben deli değilim olmayacağımda..

    -Efendim..
    -İkidir beni şaşırtıyorsunuz.Garipser oldum açıkcası..
    -Seni pislik o telefona bir şekilde paralel çektiğini biliyordum nasıl ne şekilde yapıyorsun bilmiyorum ama polislerin dediği gibi o telefon çalışmıyor durumda değil sadece göstermelik.
    -Telefon konusunda kısmen de olsa yanılıyorsun ama önemli değil bunlar küçük mevzular.Bu arada farkına varmışsındır eşinin durumunun düzelmesi belki de benim elimde.Birşeyler değişmeli artık.Beni bilen bir sen varsın ve başkaları sana inanacak durumda değiller..
    -Ne istiyorsun...
    -Sonunda..Biraz geç oldu ama anlayabildin.Hala benim kim olduğumu ve senden ne istediğimi anlamış durumda değilsin.Bu kadar zamandır senin tüm mutluluklarında beraberdim bunu boş yere yapıyor değildim herhalde.Ama sonunda ikimizde mutlu sona ulaşacağız.Sen benim istediklerimi yapacaksın bende sana kim olduğumu ve neden hayatında yer aldığımı anlatacağım ama yavaş yavaş.Herşeyin bir zamanı var.Şimdi ilk sen başlıyorsun dediklerimi doğru bir şekilde yaparsan herşey açıklığa kavuşabilir..

       Öncelikle çekmecedeki saç tokasını al ve pencereyi aç.Tüm olanlardan sonra seni güvenlik içinde tutuyorlar ve kaçmanı istemiyorlar aklını yitirdiğininde dolayı yaptıklaro doğru olsa gerek..Pencereyi açtıktan sonra yangın merdiveninden aşağı in sonrasını farkedeceksin zaten.Son birşey daha seni izlemede olacağım..

Gözlerin gözlerim, ayakların ayaklarım, mutlulukların mutluluklarım olacak...

6 Ağustos 2010 Cuma

Kanlı Günlük..S01E03..

       Bir saattir onu izliyorum.Karşımda ne yapacağını bilememiş bir şekide yatıyor.Arada bir sayıklıyor anlmadığım şeyler söyleyip duruyor.Arada bir de bana bakıyor beni hatırlıyormuşcasına..Doktorlar hafıza kaybından kaynaklanan ciddi bir tranmva sonucu beyinde hasarların oluştuğunu söylüdiler.Sabırla beklemekten başka çare yokmuş.Hergün gelip ilaç verip iğne yapıp rutin kontrolden başka birşey yapmıyorlar.Bu da benim sinirlerime dokunuyor..

       Telefona cevap verdiği yani beni en son hatırladığı gün.Herşeyi değiştiren işte o gündü.Hayatımız bir anda mahvolmuştu.O gün o kadar çok ağlamıştım ki bir daha hayatım boyunca ağlamayacağıı düşünmüştüm.Şuan içinde öyle gözüküyor..

       Bu olayların hepsinin oluşmasına sebep olan asıl olay bundan 11 sene önce düğünümüzde cereyan etmişti.Bir kır düğünü planlamıştık, davetliler de yavaştan gelmeye başlamışlardı.Çok heyacanlıydı yerimden duramıyordu.Habere bana "Bunu gerçekten yapacak mıyız ? " diye sorup duruyordu.Hala gerçek olduğunun farkılda değil gibiydi.O kadar mutluydu ki bu olanlara inanamıyordu.

       Davetlilerin hemen hemen hepsi gelmişti.Çok güzel bir ortam oluşmuştu.Annem ve babam davetlileri buyur ediyorlardı.Herşey o kadar hızlı oluyordu ki.İnanması güç geliyordu ona.Ama alışılmayacak birşey değildi.Birbirmizi seviyorduk sonuçta, sevginin herşeye göğüs gerebileceğini herkese göstermek istiyorduk özellikle abime.Pencereden bakmamın sebebi de onun giriş yaparken ki surutanı görmekti.Ama o gün bir türlü göremedim..

       İlk telefon o gün çalmıştı.Abim olduğunu düşünmüştüm ama değildi.

    -ALO..
    -Düğününüz planlandığı gibi gidiyordur umarım..
    -Kimsiniz ?
    -Benim kim olduğumdan çok neler yapabileceğim daha önemli..
    -Affedersiniz ama neler saçmalıyorsunuz hiç vakti değ....
    -Sözümü kesme ve dinle..Senle daha önce de telefonda kanuşmuştuk.Gene mutlu bir günündü.Birbirinizle o gün tanışmıştınız hatırlamışsındır umarım. Benden o kadar kolay kurtulamayacağınızı söylemiştim.Yaptığın hataların, yanlışlıklarının karşılığını göreceğini söylemiştim.Elbette ki o da görecek.Beni bu kadar kolay unatamazsınız herhalde.Hatırlarsanız bütün mutlu günlerinizde sizinle beraber olacağıma dair bir söz söylemiştim.

    -Gülün; dünya da sizinle gülsün. Ağlayın; ama yanlız ağlayın..

    -Gördüğüm kadarıyla unutmamışsın.Bunun başlangıç olduğundan emin olabilirsin..Bütün mutluluklarınız da yanınızda olacağım ama aynı zamanlda o mutluklarınız sizi mutsuzluğa sürükleyecek.Benim bütün mutluluklarımı elimden aldınız bende aynısını size yavaş yavaş yapacağım.Mutlu günüm olmasın diye dua edeceksiniz..

   -Bugünkü mutluğunuz abinden ileri geliyor.Ne güzel de hayeller kuruyordunuz özellikle abinin suratının alacağı ifade sizii bu mutlu gününüzde daha çok mutlu edecekti.Ama öyle birşey olmayacak.Elinizdekilerin kıymetini hiçbir zaman bilemediniz.Merak etmeyin ben size teker teker göstereceğim o zaman daha iyi anlayacaksınız.Umarım beni anlıyorsunuzdur bu "mutlu" gününüz de size "mutluluklar" dilerim.

Carpe diem..


       11 sene içinde telefon 8 kez daha çaldı..Hepsinde ayrı bir mutluk içindeydik ama sadece kısa bir sürekiğine olduğunu biliyorduk.Hiçbir zaman o kadar sevinemedik.Telefon daki kadının mutluluklarımızı engellemezine göz yumduk hep bir süre sonra artık aramayacağını umut ederek yaşıyorduk.Ama o bir süre hiç bir zaman geçmek bilmiyordu.

       Burada olmamıza sebep olan telefonun çaldığı gün herşeyin bittiği gündü.Hem de hayatımızda en mutlu günümüzdü..O telefon da söyledikleri bizi buralara kadar getirdi :

    -Tebrik ederim..Bir çocuğunuz olacakmış..

30 Temmuz 2010 Cuma

Kanlı Günlük..S01E02

                Öhöm öhööömmm...


       Uyan artık zahmet olmazsa kaç saattir uyuyorsun.Çok güzel uyuyordun kıyamadım uyandırmaya ama kusura bakma da saat de on ikiyi geçti daha kahvaltı yapıcaz.Arkadaşım uykucu değil senin gibi hem de onun alması gereken ilaçlar var.Bana öyle ters ters bakma haksızmışım gibi...

       Hey ağzıma sıçayım burada dura dura bende deli olmaya başladım  yaptığım işe bak  oturmuş defterle konuşuyorum.Birisi görmüş olsa ne yaparım acaba.Görende defterle ciddi bir aşk içinde olduğumu sanacak öyle bir konuşuyorum ki kırk yıllık hayat arkadaşım sanki.Neyse bugün güzel birgün moralimi bozamam bir defter için normal samimiyetimizle abartmadan devam edelim..


       Bugünün güzelliği arkaşımın hastalığında iyileşme görülmüş olması ama doktorlar pek sevinmeyin diyor o kadar büyütülecek birşey değilmiş.Ne demezsin ben ne zamandır bu anı bekliyordum.Arkadaşımla uzun bir beraberliğimiz var onun bu durumlara düşmesi beni de etkiledi.Yaklaşık 14 yıldır aynı evi paylaşıyoruzduk. Üniversiteden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Ne zaman ki o telefon çalıp bizi bu duruma düşürüne kadar..

       Herşeyin bir başlangıcı bir de sonu vardır.Bu başlangıç ve son kelebek için bir gündür.Bizim için ise 14 yıldı.O telefon çaldığında ve görüşme tamamlandığında o herşeyiyle mükemmel yaşadığımız 14 yıl artık geride kalmıştı.Herşeyi önceden planlamıştık eğer o telefon birgün çalarsa yaşadığımız bütün herşeyi bırakıp yeni bir hayata başlayacaktık.Ama o telefonun çalacağını hiçbir zaman düşünmemiştik. Çalmayacağını umut ediyorduk yaşadığımızı herşeyi bir kenara atmamızda kolay sayılabilir birşey değildi kabullenemiyorduk.Çok iyi hatırlıyorum bir pazar sabahı daha güneş yeni doğuyordu.Ben onun uyuyuşunu seyrediyordum bunu farkedip rahatsız olmuş olmalı ki bir anda uyanıp;

     - Günaydın.. dedi.

       O "Günaydın" değişini son kez o gün söylemişti bir daha da söylemedi.Yatakdan kalktıktan sonra kahvaltı için mutfağa gidip "son" kahvaltımızı hazırlamaya koyulduk.Sanki bu son kahvaltımız olacakmış duygusuna kapıldım bir ara ama bunu ona söylemedim saçmalıyordum çünkü.Kahvaltı için masaya oturduk.Kahvaltılarımız çoğunlukla sessiz geçerdi.Kahvaltı da konuşmayı pek sevmezdik kahvaltının ruhunu kaçıracağımızı düşünürdük.Ama o kahvaltı pek sessiz geçmedi..

       Telefon çalıyordu çalıyordu çalıyordu..Susmasını bekledik..Hala çalıyordu..Her telefon çalışında bizde sayıyorduk bu şekilde telefondan kopmaya çalışıyorduk.Ama lanet olası telefon hala çalmaya devam ediyordu çalıyordu çalıyordu çalıyordu...

       En sonunda birşeyin farkına vardım.Otuzyedi otuzsekiz ve otuzdokuz..Telefon susmuştu artık gözlerimi açabilirdim kıyamet gerçekleşmemişti telefon susmuştu bu da herşeyin bir sonu olmadığını gösteriyordu.Birileri yanılmıştı belki bir kelebek için ömrünün sonu olabilirdi ama bizim için değildi.Gözlerim açtım..

       Ve o an farkettim ki o yanılanlarda birisi bendim.Karşımda ki sandalye boştu.Orada "o" olmalıydı ama boştu.Mutfak da bile değildi...


     -ALO..


       Herşey bittiğini farkettim..Halbuki o otuzdokuz deyişimdeki gözlerim deki mutluluk görülmeye değerdi . "O" yapamamıştı telefonu açmıştı kendisine engel olamamıştı...


Hayat kısacık..
Biraz hayal,
Biraz sevgi,
Derken merhaba..

Hayat boşuna..
Biraz ızdırap,
Biraz umut,
Sonra ELVADA..
 
spongebook Copyright © 2010, Template is White Clean Magazine.